~~~~DiP DALGASI~~~~

27.10.2009 - KİM?..

Kategori: SECME YAZILAR
KİM?..
Bir taraftan törenle terörist karşılanıyor.
Öte yandan, törenle, başlarına bastırılarak aydınlar, gazeteciler, generaller, medya patronları Silivri’ye tıkılıyor.
Bir yandan Azerbaycan bayrakları yasaklanıyor; öte yandan PKK bayrakları devletin gözü önünde açılıyor.. Teröristler Türkiye’ye dönüyor.
Dağdakilere özgürlük varsa, bağdakilere niçin yok?
Üstelik dağdakiler terörist.
Bağdakiler ise, henüz ceza almamış, mahkemesi bile bitmemiş general, profesör, gazeteci, medya patronu ve aydınlar..

BİZİM BİR DEVLETİMİZ VARDI!..
Önceki gün, Kandil Dağı’ndan 8 PKK’lı, Mahmur Kampı’ndan ise 26 mülteci olmak üzere toplam 34 kişi Habur Sınır Kapısı’ndan Türkiye’ye girdi. Haberlere göre, kendilerini PKK bayraklı 50 bin kişi karşılamış.
Devlet de bu “açılımı” destekliyor!..
Teröristbaşı Abdullah Öcalan da, böylece gücünü (!) göstermiş oluyor. İmralı gibi güyâ tecrit edilmiş bir ada cezaevinden bir emriyle dağdakileri itaat ettiriyor!..
DTP resmen PKK’lı olduğunu kanıtlamış oluyor, PKK adına resmen pazarlık yapıyor, Genel Başkanları Ahmet Türk basın toplantısında Öcalan’a sayısız kez “Sayın” diye hitap ediyor.
Onların gelişinin beklendiği saatlerde NTV’de konuşan Hüseyin Çelik, “Suça karışmamışlarsa sadece ifadeleri alınır” diyordu. Suça karışıp karışmadıkları sadece kendi ifadelerine mi bağlı? Eğer öyleyse, Ergenekon denen soruşturmada niçin ifadeler yetmedi de iddianameler hazırlandı?.. Bu PKK’lılar hakkında bir iddianame niçin yok? PKK’lı değillerse niçin geldiler?

KİM CESARET EDEBİLİR?.. KİM?
Bu ülkenin askeri, ordusu vardı.. İstihbarat örgütü vardı.. Polis örgütü vardı.. Sivil toplum kuruluşları, devlet tecrübesi ve terbiyesi vardı..
Nerede bunlar?.. Onların sessizliği onay değil midir?..
Onların onayladığına Türkiye’de kim karşı çıkabilir, kim?..
Gazeteci mi, sade vatandaş mı, aydınlar mı, politikacılar mı?.. Kim?..
Şimdi kim “söz söylemeye” cesaret edebilir?..
Bu durumda kim, başına “örgütlü bir belâ” gelmeyeceğinden emin olabilir?.. Şimdi kim, “bunlar doğru değildir” diyebilir; Ergenekoncu, darbeci, iç savaş kışkırtıcısı gibi yaftalarla damgalanma korkusu olmadan?.. Kim?..
Başbakanın ve Cumhurbaşkanının desteklediği, askerin, istihbaratın, polisin ses çıkarmadığı bir süreci eleştirmek ne kadar zor ve ne kadar anlamsız, ne kadar sonuçsuz.
Avrupa Birliği’ne bakın. Nasıl da memnun?..
Daha önce, “Anlık istihbarat vereceğim, sen de onları vuracaksın” diyen ABD ne kadar da memnun?..
İşte biz de çaresizce, ilerde tarihe mal olur, tarihten ders alınır diye yazıyoruz!..

YA, ASKER ANALARI DAVA AÇARSA..
Bu gelişmeler karşısında evlâdı şehit olmuş, yine de “vatan sağ olsun” demiş analar, babalar, kardeşler, eşler.. şimdi dâva açma hakkına sahip değil mi?..
Yarın Genelkurmay Başkanlığı’na, Hükümete, İçişleri Bakanlığı’na dâva açarsa haksız mıdır?..
“Benim oğlumu niçin sağ göndermediniz?” derse, mahkemede ne karar çıkar?.. Bunun altından kim kalkabilir?..
Başbakan dün DTP’yi kastederek, “Legal örgütün temsilcisi, illegal örgütün temsilcisi olarak konuşamaz” dedi.
Yani, bir başka ifadeyle “Yasalara göre kurulmuş bir siyasi parti, terörist PKK’nın temsilciliğini yapamaz” dedi.
E, yapıyor.
Sadece şimdi mi?
Hayır. Peki neden işlem yapılmıyor?
Başbakan dünkü konuşmasında -bence- çok büyük bir hata da yaptı. Âhi Evran’ın sözlerini kendi politikalarına dayanak yapmak isterken, vahim bir hataya imza attı.
Âhi Evran, “Kapınızı açın” diyormuş, “Gelmeyene siz gidin” diyormuş!..
Peki Âhi Evran, “Teröristlere” mi kapınızı açın diyordu?.. Ülkeyi bölmek isteyenlere mi gidin diyordu?..
Vah ki vah..
Demişlerdi ya, “hazmede hazmede..” diye. Daha neler “sindirtecekler” neler?..
Ama unutulmamalı ki, Türkiye’yi yutma planı yapanların sindirimi mümkün olmayacaktır.
Öyle umuyorum. Belki de yanılıyorumdur.

HULKİ CEVİZOĞLU
(Yeniçağ, 21.10.2009)
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

31.8.2009 - MİLLİ REFLEKS NASIL YUMUŞAR ?

Kategori: SECME YAZILAR
Milli refleksler nasıl yumuşar?

İnsanların davranışlarında uyulacak ölçü ve kuralların kaybolması, onları, yönlendirilmeye uygun hale sokar. Davranış ve ilişkilerdeki ölçü ve kural kaybı bireylerin ufkunun hem aşırı bir biçimde genişletilmesine hem de aşırı bir daralmaya neden olabilir. Her iki durum da sorun yaratır. Kırmız çizgileri olmayan, inancı sarsılmış bireyler çok daha kolay yönetilirler. Seçeceği ya da yöneleceği değerler konusunda ölçü ve ilkeyi kaybedenler her anlamda tereddüt illetinin girdabına düşerler. Tereddüt içinde olan toplumun bireyleri de kullanılmaya uygun haldedir. Bu tür toplumlarda insanların milli filtreleri ya yoktur ya da yeterince etkisizdir. Bu insanların tercihlerini kimliklerinden kaynaklanan özellikleri yönetmez. Bu durum, küresel yönlendiriciler için bulunmaz bir fırsattır. Onlar da derhal geleneksel ve süreklilik arz eden sosyokültürel milli/yerel kıvamındaki değerleri devre dışı bırakarak bu değerlerin yerine geçici değerler ikame ederler. Küresel bağlamda milli kültürlerin popüler kültür karşısında her geçen gün mevzi kaybetmesi, bu devasa gayretlerin sonucudur. Yine klasik ve sürekli milli heyecan yaratan değerlerin yerine geçici ve uçucu heyecan üreten süreçler de bu bağlamda devreye sokulur. Genellikle sözü edilen popüler değerler ya da geçici heyecanlar popüler sanatçılar vasıtasıyla küresel kitlelere sunulur.


Sınırları yıkmak!
Pepsi’nin sözcüsü KEN Ross, “Alkolsüz içki satışında heyecana ihtiyaç vardır”  diyerek hiç kimsenin Michael Jackson kadar heyecan yaratamayacağını iddia etmektedir. Los Angeles’li TV yapımcısı ve yazar Bridget Byrne de asıl sırrın sanatçının özenle hazırlanmış görünüşünde olduğunu söylemektedir:  “Ne genç ne yaşlı, ne siyah ne beyaz, ne erkek, ne kadın... pazarlama için kusursuz logo”. Bu durum pazarlama açısından kusursuzluk yaratırken milli ve yerel algılardaki erkeklik/kadınlık, siyahlık/beyazlık, gençlik/yaşlılık arasındaki sınırı da yıkmaktadır. Böylece bir anlamda eylem ile söylem, karşıtlık ile yandaşlık, ihanet ve vatanseverlik arasındaki duvarlar da yıkılmış olur. Bu durumun kalıplaşması kesinlik, açıklık ve direkt ilişkilerde sorunlar yaratır. Bireyler böylece karşı olduklarını sandıkları bir çok değeri kendi bünyelerinde ya da midelerinde konuk etmekte sakınca görmezler.


İdeallerini yiyerek tatmin olanlar!
Yerel ve milli kimlikten kaynaklanan direncin kırılmasında tüketim odaklı yönlendirmeler büyük başarı sağlar. Bir yandan midesel faaliyetler için zihinsel faaliyetler durdurulur diğer yandan iyi yaşamanın baş düşmanı olarak milli, sınırlayıcı ve yerel değerler suçlanır. Kitlelere, kendi ideallerini yiyerek ancak tatmin olabilecekleri propaganda edilir. Bu durumda tüketici odaklılık popüler kültürün ideolojik arka planına yerleşir, popüler kültür de kitle tüketimini özendirir. İnsanlar ideallerini yiyerek tatmin olan Frankeştaynlara döner.
Sosyal mimari profesörü Perlmutter’in “aşırı ulusal ve hatta milliyetçi” kültürün ilacı olarak uluslar üstü rock festivalleri gibi yollarla “kültürel olayların evrenselleştirilmesi”ni önermesi bu bağlamda anlamsız değildir. Bu süreç Türkiye’de milli reflekslerin nasıl yumuşatıldığını da izah eder niteliktedir.

ÖZCAN YENİÇERİ - YENİÇAĞ

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

23.8.2008 - SEÇMELER,saçmalar.

Kategori: SECME YAZILAR

SEÇMELER, saçmalar

Ahlak kalmadı!
"Bir tarafta gemicikler' , birtarafta 'bir
milyon dolarcık' rüşvetler'...Düzen kurul-
muş, tıkır tıkır işliyor, alan razı veren razı,
kime ne? Hayır, ille de düzene karşı çıka-
caklar... Dedik ya ahlak kalmadı ahlak.."
Hasan Pulur (Milliyet yazarı)

*Böyle düzene karşı çıkılır mı?... Karşı
çıkılıp ta, Muhterem Başbakan, muhterem
AKP yöneticileri, muhterem iktidar millet-
vekilleri rahatsız edilir mi?..Bunlar hep 
münafıkların işi!.. Hem "Devlet malı deniz
yemeyen keriz" diyeceksin, hem de yiyen-
leri suçlayacaksın! Ayıptır, ayıp!..

Tatilde hapis!
"Başlıklar şöyle...'Gül affetti'. 'Gül kur-
tardı'.'Gül özgürlüğünü verdi'.'Gül hayata
döndürdü'. Sanırsın Malta zindanlarında
yatıyordu...Zincire vurulmuştu.Kırbaçlıyor-
lardı zavallı hocayı!..."
Yılmaz Özdil (Hürriyet yazarı)

*Oysa, Erbakan hoca çoluğu çocuğu,
damadı, torunları,torunların dadısı devletin
uçağına maaile doluşup her yaz gittikleri Al-
tınoluk'taki villasında çekiyordu hapis ceza-
sını!.. Tek eksiği denize girememesiydi ki,
zaten ona da yaşı müsait değildi!..

Gereğini yapıyor!
"Uludağ Üniversitesi'nin yeni rektörü,gö-
revine üzerine 'durmak yok yola devam'
yazılı bir pastayı keserek başlamış...Yakası-
na AKP rozeti takmayı da düşünüyor mu?"
Mustafa Mutlu (Vatan yazarı)

*Akp rozeti de takar,"Beraber yürüdük
biz bu yollardaaaa" diye şarkı da söyler!..Ni-
hayet AKP'nin Cumhurbaşkanı tarafından 
getirildi bu göreve!..GEreğini yapmalıdır!...

Fehmi şaşırdı!
"Sorunlara yumurta kapıya gelmeden el
sürmeyen bir yapımız var. Uzun vadeli plan
ve programlar bize göre değil.Bu yüzden
zamanında el atılsa,çözülebilecek basitlikte-
ki sorunları zamana yayarak içinden çıkıl-
maz hale getiriliyor,kronikleştiriyoruz.”
Fehmi Koru (Yenişafak yazarı)

*İktidarın borozancıbaşısı bıyıksız Fehmi
yoldan çıkmaya başladı!..Evladım, sen ikti-
darın beslemesi gazetede, iktidar borazancı-
sı olduğun için çalışıyorsun!..Görevini yap,
gerisine karışma!..Sonra seni,arkadaşın 
Çankaya 11’incisi de kurtaramaz!..

Cemil TOSUN – SÖZCÜ gazetesi 
Sayfa3

Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

26.6.2008 - KORKUNÇ PLAN

Kategori: SECME YAZILAR

Atatürk’e ve devrimlerine pervasız saldırılar, ABD projesinin uzantısıdır. ABD, Büyük Ortadoğu Projesi’nin altyapısını oluşturmak amacıyla, özellikle 11 Eylül saldırısından sonra, ìIlımlı İslam Modeli”ni devreye sokmuş ve bunun için de İslam’ın yükselişte olduğu Türkiye’yi pilot ülke seçmiştir.

Ilımlı İslam’ın önündeki en büyük engel ise, Atatürkçülük ve laikliktir. Öyleyse Atatürkçülüğü ve laikliği savunan kurumlar, yani ordu ve yargı hedef alınmalı, yıpratılmalı ve etkisizleştirilmelidir.

ABD’nin bu projesinin destekçileri, AKP, DTP, ÖDP gibi siyasi partiler; Mazlum-Der, Genç Siviller, TGTV, Küresel Bak, DSİP gibi sivil toplum örgütleri; Sabah, Zaman, Star, Yeni Şafak, Bugün, Taraf, Vakit gibi gazetelerdir.

ABD, Atatürk’ü ve devrimlerini gözden düşürebilmek için Abdurrahman Dilipak gibi bir dinci ile Nazlı Ilıcak gibi eski bir liberali ve Ahmet Altan gibi eski bir Marksisti aynı çizgide bir araya getirmeyi başarmıştır.

Sabah gazetesi yazarı Nazlı Ilıcak, Vakit gazetesi yazarı Abdurrahman Dilipak, ÖDP Genel Başkanı Ufuk Uras, Adalet Ağaoğlu, Yücel Sayman, ìFahişe ve lezbiyen rolü”nün Türkiye’deki bir numaralı oyuncusu Marksist Lale Mansur, aynı amaç ve hedefte bir araya gelebilmekte, Lale Mansur ìBen Anayasa Mahkemesi’ne oy verdiğimi hatırlamıyorum” diyebilmektedir.

Topu topu kaç kişi oldukları bile bilinmeyen Genç Siviller, Emin Çölaşan ve Tufan Türenç gibi Atatürkçü yazarlara tasdikname verirken; Hasan Cemal, Ali Bayramoğlu, Kürşat Bumin, Yıldırım Türker, Perihan Mağden, Etyen Mahçupyan, Ahmet Altan ve Mehmet Altan gibi müstemlekeci ve dönek yazarları iftihar listesine alabilmektedir.

Bunlar tesadüf değil

AKP’nİn 2 numaralı adamı Dengir Mir Mehmet Fırat’a göre, ìAtatürk devrimleri toplumda travmaya sebep olmuştur.”

Daha önce ìAtatürk Kürtlere özerklik vaat etmişti” diyen Marksist Prof. Cemil Koçak’a göre, ìAtatürk deisttir.”

Marksist Prof. Baskın Oran’a göre, ìAsker son oyununu oynuyor. Darbe yapamıyor. Tutunabileceği tek yer Anayasa Mahkemesi’dir.”

Bünyesinden sübyancı bile çıkan, sabıkası çok Vakit gazetesi, Kara Kuvvetleri Komutanı Org. İlker Başbuğ’un -diğer fotoğrafları arasından cımbızla çekerek- Yahudiler’in kutsal ìAğlama Duvarı” önünde dua ederken çekilmiş fotoğrafını yayınlıyor.

Fethullahçılar tarafından beslendiği söylenen Taraf gazetesi, ìLahika-1” adlı ìAskeri Eylem Planı” iddiasını ortaya atıyor.

İddiaya göre, Eylül 2007’de silahlı kuvvetler siyasete müdahale planı hazırlamış ve uygulamaya koymuş. Bu plan, yargının, kanaat önderlerinin ve medyanın ‘yönlendirilmesini’, bazı yazarların desteklenmesini, bazılarının ‘yıpratılmasını’, yeni anayasa paketinin engellenmesini, Irak’taki Kürt bölgesinin ‘silahla rahatsız edilmesini’ içeriyormuş.

Bütün bunlar elbette tesadüf değil. Bir merkezden yönetilen ve yönlendirilen planın parçaları...

Her şey Ilımlı İslam için

Vatan gazetesinin CHP milletvekili Ahmet Ersin’in soru önergesine dayanarak, ìBaşbakanlık Özel Kalem Müdürlüğü harcamaları nereye gidiyor?” diye sormasının Sayın Başbakan’ı neden sinirlendirdiğini hiç düşündünüz mü?

Ahmet Ersin, bakın ne diyor:

“Aldığım çok ciddi duyumlara göre, Başbakanlık Örtülü Ödenek görüntüsü altında Anadolu’daki tarikat bağlantılı gazete, dergi ve radyolara kaynak aktarmaktadır... Telaşın sebebi, bunun ucunun görünmesidir...”

Her şey ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’nin alyapısı olan ìIlımlı İslam Modeli” için...

SIRRI YÜKSEL CEBECİ- TERCUMAN
KAYNAK:http://www.tercuman.com.tr/v1/yazaryazi.asp?id=13

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

13.6.2008 - BOP 'TA TÜRKİYE'NİN ROLÜ

Kategori: SECME YAZILAR

Büyük Ortadoğu Projesinde Türkiye'nin Rolü:

Akademik ve siyasi çevreler Türkiye'nin BOP içerisindeki rolünün Büyük Ortadoğu Jandarma Komutanlığı şeklinde düşünüldüğünü kaydetmektedirler. Soğuk savaş sonrasında uluslararası sistemde yaşanan boşlukları doldurmak üzere uluslararası toplum Avrasya’dan başlamak üzere ABD tarafından, ideolojisi olan Anglo - Sakson kapitalizmini yeniden yapılandırılmaya tabi tutmuştur.

Emperyal güçlerin Ortadoğu’ya ilişkin planları yeni olmadığı, 20. yüzyılın ilk çeyreğinden sonlarına kadar Türkiye’nin emperyalist sistemin uç kalesi olarak tasarlandığı ve SSCB’ye karşı kullanıldığı belirtilmektedir. Ortadoğu’nun S.S.C.B  nüfuz alanına girmemesi için Türkiye bölgede etkili bir silahlı güce dönüştürülmüştür. İkinci Dünya Savaş’ı sonrasında Türkiye’nin Soğuk Savaş'ta rolünün ne olacağı tartışılırken Türkiye’nin NATO üyeliğine karşı çıkan İngiltere, yeni bir proje ileri sürmekteydi. İngiltere, bir “Ortadoğu Komutanlığı Projesi” ileri sürmekte ve Türkiye’nin bu proje içinde Batı’nın çıkarlarını savunması gerektiğini düşünmekteydi.

İngiltere Dışişleri Bakanı Ortadoğu’nun SSCB’ye karşı savunulmasını bizzat Türkiye’nin üstlenmesini istemekteydi: Ortadoğu’nun savunulmasıyla olan ilgisi dolayısıyla, Birleşik Krallığın, bu bölgenin savunmasında Türkiye ile işbirliği yapmakta özel menfaati vardır... Türkiye’nin Orta Doğu’nun savunmasında kendisine düşen rolü oynaması üzerinde hassasiyetle duruyoruz. Türk Hükümeti de bu görüşü paylaşmaktadır. Dünyanın bu önemli bölgesinin güvenliği için yapılan planlara Türkiye’nin katılması için gerekli çalışmaların bir an önce tamamlanmasını ümit ederim.

Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Adnan Menderes Ortadoğu’da Barış ve İstikrarı Koruma planı ile ilgili olarak yaptığı ...Çünkü, istikrar ve milletlerin istiklali gayesini güden garb devletlerinin siyaseti bakımından, Türkiye, bu bölgede büyük ehemmiyet arzetmekte ve bu bakımdan gerekli vasıfları haiz bulunmaktadır... Eisenhower Doktrini’nin doğruluğu ve sakatlığını tarih huzurunda... Amerika’nın bu planda ve bu hesapta, Türkiye Cumhuriyeti’ne vereceği yer, mevki ve ehemmiyet tayin edecektir. açıklaması ile Hükümetin ABD'!nin Türkiye Cumhuriyeti'ne biçtiği rol için hazır olduğunu açıkça dile getirmektedir.

Anıl Çeçen başta olmak üzere siyasi ve akademik çevreler bölgede yeni bir Osmanlı İmparatorluğu kurulacağını ama bunun Türklerin kuracağı bir Osmanlı İmparatorluğu değil, Amerikalıların kuracağı bir Osmanlı İmparatorluğu olacağını; bu yeni Osmanlı yapılanmasının federasyon ya da konfederasyon şeklinde ortaya çıkabileceğini ve ABD’nin planında yer alan Yakın Doğu Konfederasyonunun İstanbul merkezli olacağını dile getirmektedirler.

Zbingiev Brezinski , Türkiye Karadeniz bölgesini istikrar içinde tutar, Akdeniz’e girişi kontrol eder, Kafkasya’da Rusya’yı dengeler, hâlâ Müslüman fundamentalizmine karşı panzehirdir ve NATO’nun Güney kanadının dayanağıdır diyerek ABD’nin Türkiye için biçilen role işaret etmiş, 20 Nisan 2005'te Işık Üniversitesi ile Demokratik ilkeler Derneği  tarafından düzenlenen ve Işık Üniversitesi öğretim üyesi emekli büyükelçi ve MİT Müsteşarı Sönmez Köksal 'ın yönettiği Büyük Ortadoğu Projesi Panelinde, araştırmacı-yazar Andrew Mango, müdahaleci politikası dolayısıyla Amerika'nın bügünkü yönetiminin AB ülkelerinde eleştirildiğini ve kaygıya neden olduğunu belirtirken, bütün gelişmiş ülkelerin Büyük Ortadoğu'daki çıkarlarının örtüştüğünü söylemiştir.

Petrol şirketleri ve gelişmiş ülkeler arasındaki rekabeti abartmamak gerektiği üzerinde duran Mango, gelişmiş ülkelerin asıl çıkarlarının Ortadoğu ülkeleriyle normal iş ilişkileri kurmak olduğunu söyledi. Bu nedenle bölgede düzene ihtiyaç duyulduğunu kaydeden Mango, Ortadoğu ile ilgili tüm girişimlere ideolojik açıdan bakmak yerine maliyet-kar analizinin önemini vurgulamıştır.

Türkiye'nin Ortadoğu ülkeleri için önemli bir örnek teşkil ettiğini söyleyen Dışişleri Eski Bakanı Emre Gönensay , Ortadoğu bölge halklarının kendi kaderlerini belirlemeye başladığını, Amerika'nın Ortadoğu'daki hedefinin istikrardan ziyade, demokrasiyi bölgeye getirmek olduğuna da değindi.

KAYNAKLARI MERAK EDENLER TIKLASIN : http://tr.wikipedia.org/wiki/B%C3%BCy%C3%BCk_Ortado%C4%9Fu_Projesi

 yİNE AYNI SİTEDEN "SOĞUK SAVAŞ" TANIMI :  Soğuk Savaş, Sovyet Bloğu  ülkeleri ile Batılı güçler arasında 1945'den 1990'a kadar devam etmiş olan uluslararası siyasi ve askeri gerginlik.

İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Doğu ve Batı bloklarının zaman zaman savaş çıkarma tehditleri; bütün dünyada gerginlik yaratmıştır. Bu dönemde, insanlarda nükleer kıyamet   paranoyası doğmuş, dünya devletleri ise bu iki bloktan birinin yanında yer almaya çalışmışlardır. Gerginlik hiçbir zaman "taraflar arasında" sıcak savaşa dönüşmemiş olsa da taraflar her anlamda birbirlerini yıpratmaya çalışmışlardır. Genel kabule göre, soğuk savaş Sovyetler Birliği'nin dağılması ve Berlin Duvarı'nın yıkılması ile sona ermiştir.Soğuk Savaş sürecinde her iki tarafın potansiyelleri;

Kominüst blok ordusu: 1-)Uzun ve orta menzinli 1800 bombardıman uçağı 2-)38 000 tank 3-)nükleer 12, konveksiyonel 495 tane denizaltı 4-)30 Kruvazör(189 refaket) 5-)7.7 milyon insan gücü 6-)700 MFBM, 75 ICBM nükleer füzeler

Batı İttifak Ordusu: 1-)2260 bombardıman uçağı 2-)16 000 tank 3-)nükleer 32, konveksiyonel 260 denizaltı 4-)66 kruvazör(1107 refaket) 5-)76 Zırhlılar ve Taşıyıcılar 6-)8 milyon insan gücü 7-)250 MFBM, 450 ICBM nükller füzeler

(NOT: Verilen sayılar yaklaşık değerlerdir.!!!)

Bu şartlar altında olası bir nükleer savaş, Dünya nüfusunu çok önemli derecede etkileyecek, yarattığı tahribattan dolayı çok fazla can ve mal kaybına sebep olacaktı.

Soğuk Savaş askeri ve siyasi etkilerinin yanısıra sanat, spor, edebiyat, bilim gibi tüm alanlarda dünyayı derinden etkilemiştir.

http://tr.wikipedia.org/wiki/So%C4%9Fuk_Sava%C5%9F

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

13.6.2008 - BOP NEDİR?

Kategori: SECME YAZILAR

BOP nedir? ABD,1960'li yillardan bu yana BOP'tan bahsetmektedir. BOP, alan olarak, Ortadogu ve Kuzey Afrika'yi kapsayan ülkeleri ilgilendiren bir projedir. Sinirlari, Fas'tan baslayarak Afganistan'a kadar uzanan bölgede uygulanacagi söylenen, ama içerigi konusunda kisiden kisiye, ülkeden ülkeye degisik açiklamalarin yapildigi, ayrica uygulanacak ülke halklarinin bilmedigi bir proje olarak görülüyor.
BOP'un açilimi, "Büyük Ortadogu Projesi"dir.
BOP kapsamindaki Müslüman ülkelere "ilimli Islâm modeli" getirilecekmis! Türkiye örnek ülke olacakmis! Iddiaya göre, Müslüman ülkelerde modern hukuk sistemi tesis edilecek, özgür medya kurulacak, ekonomi düzeltilecek, okur-yazarlik orani artirilacak, demokrasiye geçilecek, özgür seçimler yapilacak.
Aslinda, bölge ülkelerinde demokrasi yoksa bunun bir nedeni, ABD'nin, bazi kabilelerden ve klanlardan olusan ülkelerin yönetimlerini desteklemesidir.
BOP çerçevesinde ABD Baskani Bush, Irak'a demokrasi getirilmesi gerektigini söyledi. Demokrasi getirmek için Irak isgal edildi. Saddam diktatör oldugundan halkina zulmediyordu... ABD ise Irak halkini bu zulümden kurtarmak ve Irak'a demokrasi getirmek gerekçesiyle müdahale etti...
Ama... 20 Mart 2003 tarihinde gerçeklestirilen isgalden bu yana üç yili askin süre geçti... Irak'a demokrasi geldi mi? Saddam döneminde halka baski uygulaniyor, insan haklari ihlal ediliyordu... Simdi tam bir kaos yasanmakta ve her gün onlarca sivil insan öldürülmektedir. Adeta, insanlar yok edilerek demokrasi getirilmeye çalisiliyor!

BM'NIN TUTARSIZLIGI
Israil, bir askerini kurtarmak için Filistin'i ve Lübnan'i isgal ediyor. Sivilleri dünyanin gözü önünde katlediyor. Dünyaya kafa tutuyor. Acaba tüm bu olanlar BOP çerçevesinde midir? Israil çoluk çocuk öldürürken, hatta BM temsilcilerini dahi öldürürken, BM olayi kinayamadi.
Israil'in güçlü destekçileri, BM'nin çifte standart uygulamasina neden olmaktadirlar. Uyguladigi tutarsiz politikalar nedeniyle BM'nin güvenilirligi sarsilmaktadir.
Savas sözde durduruldu. Simdi BM, Lübnan'a güç gönderecek. Israil ve ABD, özellikle Türk askerinin görevlendirilmesini talep ediyor. PKK terörünü bitirmek için sinir ötesi harekâta karsi olan ABD'nin, Lübnan konusunda neden bu kadar istekli oldugu iyi irdelenmelidir.
Ama Basbakan Sayin Recep Tayyip Erdogan ile Disisleri Bakani Abdullah Gül hepsinden daha istekli görünüyor. Sayin Gül bölge ülkelerine günübirlik ziyaretler sürdürüyor, asker göndermenin altyapisini olusturmaya çalisiyor. Halkimiz ise ayni hassasiyeti, terör örgütü ile mücadelede de göstermesini sabirsizlikla bekliyor.

BASBAKAN'IN SABRI TASIYOR
Disisleri Bakanimiz Abdullah Gül ile ABD Disisleri Bakani Rice arasinda "Ortak Vizyon Belgesi" imzalaniyor. Ama bu arada terör örgütü militanlari Irak'ta serbestçe hareket ediyorlar. Sinirlarimizdan sizip can aliyorlar. ABD ise Irak'in tek hâkimi oldugu halde, bize Irak Hükümeti'ni gösteriyor. Türkiye her gün terör nedeni ile sehit veriyor. Basbakan'in ise sadece sabri tasiyor. Ama baska bir sey yapamiyor. Terörün kaynaklarini kurutmak için mesru haklarimizi ne zaman kullanacagiz belli degil.
BOP'un Es Baskani oldugumuzu Sayin Basbakan'in "Es Baskanliktan çekiliriz" açiklamasindan anliyoruz. ABD, Yemen ve Türkiye'nin Es Baskanligini yaptigi bu proje nedir? Projenin gerçek amacinin ne oldugunu Türk halki da bilmiyor. Bir yetkili çikip açiklamiyor. "Es Baskaniyiz" diyen Basbakanimiz acaba biliyor mu? Biliyorsa açiklasa da biz de ögrensek.

NE OLDUGUNU BILMEMIZ GEREKIR
ABD Disisleri Bakani Rice, "Simdi yeni Ortadogu zamani" diyor. ABD askerine yakin bir vakif, Ortadogu haritasini yeniden çiziyor. Haritada Türkiye'nin bir bölümü koparilmis, sözüm ona bir suni devletçik yaratilmis ve ona birakilmis. Hükümetten tik yok. Acaba tüm bu senaryolar, Es Baskanligini yaptigimiz BOP'un içinde midir? Benim gibi birçok kisi de bunu merak ediyor.
Tüm bu senaryolarin BOP'un içinde olmasi, Türkiye açisindan son derecede tehlikelidir. Hükümet yetkililerinin bilmemesi daha büyük tehlikedir. Bile bile böyle bir proje içinde olamazlar. Türkiye'nin birlik ve bütünlügünü ilgilendiren BOP'un ne demek oldugunu, ülkemize ne getirip, ne kaybettirecegini bir vatandas olarak ögrenmek istiyorum.
ABD'nin gerçek niyeti; BOP çerçevesinde, Avrasya denilen, dünya petrol kaynaklarinin yüzde 70'inin bulundugu cografyayi kendi çikarlari dogrultusunda yeniden sekillendirmek midir? Bölgede yer alan ülkelere "demokratiklestirme", "özgürlestirme" gibi iddialarla yerleserek, bu ülkelerin kaynaklarini daha rahat sömürmek midir?
Türkiye Cumhuriyeti'nin sekli, yönetim biçimi Anayasamizda belirlenmistir. Yönetim seklini, Anayasamizda belirlenen seklin disina çikarmak, degistirmeye çalismak suçtur. Anayasamizda "ilimli Islâm modeli" diye bir model yoktur. Böyle model biçilen bir projede Es Baskan olmak Anayasa suçudur. Bagimsiz yargi, Anayasal suç isleyenlerin degerlendirmesini bir gün mutlaka yapar; gerekli hükmü verir.
AKP döneminde dis politikamiz tamamen degistirildi. Disisleri'ndeki gelenekler terk edildi. Alisilmadik, garip iliskiler ve görüsmeler yapilmaktadir.
Disisleri Bakani'nin görevi olan büyükelçiler ile görüsmeleri yürütme isini, Basbakan'in kayit disi danismani yürütmektedir. Görüsmenin nasil yapildigi tartisilir konumdadir. Basbakan'in yabanci ülke yetkilileri ile görüsmelerinde tutanak tutulmamaktadir. Disisleri yetkilileri görüsmede disari çikarilmaktadir.
Türkiye hukuk devletidir. Yasalarla yönetilir. Hiç kimseye Anayasa'ya aykiri bir uygulama yetkisi verilemez. Bakan, Basbakan ve hatta Cumhurbaskani bile olsaniz... Herkes yaptigi uygulamalarin hesabini günü gelir verir!

HASAN MACİT - ÖNCE VATAN . COM

http://www.oncevatan.com.tr/Detay.asp?yazar=28&yz=8794

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

13.6.2008 - SEÇMELER Saçmalar

Kategori: SECME YAZILAR

Cemil TOSUN - SÖZCÜ GAZETESİ

Liderler diktası!

"Türkiye'de demokrasi var mı? Vatandaş için pek yok. Sadece 3 adamın demokrasisi var: 1) Tayyip Erdoğan , 2) Deniz Baykal, 3) Devlet Bahçeli. Bu üç lider, partilerin tek hakimidir."

Rahmi Turan (Hürriyet yazarı)

* Parti içi demokrasi olmayınca, ülkede demokrasi olur mu?... Rahmi usta haklı, eğer Tayyip Erdoğan'a , Deniz Baykal'a ve Devlet Bahçeli'ye biyat edilirse, sorun yok! .. Ama en ufak bir eleştiride ne demokrasi, ne de düşünceyi ifade özgürlüğü!.. Derhal kapı önüne koyuverirler!...

 

AKP ağzı !

"Yargı, hukuku, hukuk bilimi ve evrensel normlardan çok, 'devlet elitlerinin ideolojisi'ne göre yorumluyor ve bu yüzden tarafsız hakem fonksiyonunu yapamıyorum"

Taha Akyol (Milliyet yazarı)

* Taha, AKP ağzıyla konuşuyor!... Anayasa mahkemesi'ni , Yargıtay ve Danıştay'ı devlet elitlerinin ideolojisine göre hareket etmekle suçluyor!... Yargı iktidar lehine karar verince bu arkadaşlar çok mutlu oluyorlar, aleyhte karar çıkınca küplere biniyorlar!...

Türban hırsı !

"Enflasyon , kamu borçları, gelir dağılımındaki dengesizlik, bölgeler arası dengesizlik, PKK... liste uzun. Ama bizim başlıca meşgalemiz 'türban' ! Varsa türban, yoksa türban. "

Türker Alkan (Radikal yazarı)

*Bu iktidar Türkiye'nin başında oldukça da bu türban inadı ve hırsı devam edecek, gözleri türbandan başka bir şey görmeyecek!... Türbancıların iktidarında böyle olması da normaldir!..

 

Bunu da mı görecektik!

"Taraf gazetesi , cesur ve tavizsiz yayın çizgisi nedeniyle, devletin çeşitli kurumları içindeki demokrat insanlar ve mihraklar açısından bir cazibe merkezine dönüşmüş durumda."

Gülay Göktürk (Bugün yazarı)

* Eski marksist (yoksa maocu muydu?), yeni AKP'ci Gülay, çalıştığı Fethullaçı gazetede eski marksist arkadaşlarının çıkardığı asker düşmanı , AKP yalakası, 2. Cumhuriyetçi gazetenin reklamını yapıyor!.. Körlerle sağırlar birbirlerini ağırlıyor!..

 

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

12.6.2008 - İkili...

Kategori: SECME YAZILAR




BENCE Başbakan’ın Hülya Avşar’lı konuşması, Hülya Avşar’sız konuşmalarından daha iyi.

Özellikle, "Romantik anlamda en hoşunuza giden şey nedir, gül vermek mi, güneşin batışı mı?" sorusuna Başbakan’ın verdiği yanıt:

"Güneşin batışı ile doğuşu bizim için çok önemlidir... Onun felsefesini okumak çok önemli..."

Vay canına...

Eminim sizler güneşin batışına bakıp "Bu şimdi niye battı?" diye işin "felsefesini" hiçbir zaman düşünmediniz.

Battı, battı...

Ama Başbakan güneş batarken, karşısına oturup "Batmazsa doğmaz, doğduğu zaman batar... O zaman batmak doğmanın tersidir... Doğmanın peşinden batmak geliyorsa, batmanın peşinden de doğmak gelir..." gibisinden işin felsefesini düşünüyormuş.

Şimdi bu "romantik" oldu mu?..

Oldu...

Nitekim ben de romantikleştiğimde, her zaman güneşe bakar onun niye yuvarlak olduğunu "felsefi" olarak düşünürüm.

Ya iki ucu sivri olsaydı?..

*

İkilinin konuşmalarından, güneşin batışı ile doğuşunun "Başbakan için önemli" olduğunu da öğrenmiş olduk.

Çiçek vermek yerine eşinin elinden tutup güneşin karşısına oturtması ve felsefi bakımdan "güneşin batması ile doğmasının önemini" düşünmesi, ne kadar da etkileyici.

Bence siz, "Bu güneşin batışı ile doğuşu çok önemli" diye düşünmüş de değilsiniz.

Oysa Başbakan, güneşin doğuşuna bakıp "felsefesini" okuyor.

Ya doğmazsa?...

Başbakan ters oturmuştur.

Doğuya döner, olur...

*

Hülya Avşar
’lı olunca, Başbakan ilk kez bu denli ilgiyle izlendi, gördünüz.

O zaman Deniz Baykal’a ne söyleyecekse gidip Hülya Avşar’a söylemesi lazım. Ya da yargıya olsun, medyaya olsun, paşalara olsun, millete olsun, lafı mı var?

Doğru Hülya Avşar’a...

Yoksa kimse dinlemiyor.

BEKİR COŞKUN - HÜRRİYET

 

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

12.6.2008 - I love Humeyni!

Kategori: SECME YAZILAR



"Humeyni’yi seviyorum.

Atatürk’ü sevmiyorum.

Maraş’ta Fransız askerleri Nene Hatun’un başörtüsüne uzandı. Sütçü İmam ilk ateşi açtı, böylelikle Kurtuluş Savaşı başladı. O dönemin sosyolojik yapısını incelerseniz, cephedeki insanlar hep Müslüman... Atatürk olmasaydı, İngilizler olsaydı, haklarım daha geniş olacaktı."

*

Böyle dedi.

*

"Türbanlı böyle dedi"
demiyorum; çünkü bütün türbanlılar böyle düşünmediği gibi, böyle düşünen türbansızlar da var.

Demem şu...

*

Nene Hatun, Maraşlı değil.

Erzurumlu.

Savaştığı düşman, Fransız değil.

Rus.

Rus başörtüsüne saldırmadı.

Aziziye Tabyası’na saldırdı.

Milli mücadelenin mangal yürekli evladıdır ama, milli mücadelenin ilk kurşununu Sütçü İmam sıkmadı.

Hasan Tahsin sıktı.

Maraş’ta değil, İzmir’de.

Takvime bak.. Hasan Tahsin’in tetiğe basmasıyla, Sütçü İmam’ın tetiğe basması arasında 6 ay var...

Sütçü İmam, Fransız vurmadı.

Ermeni vurdu.

Maraş’ta düşmana ilk müdahaleyi yapan da, aslında Sütçü İmam değil.

Çakmakçı Sait.

Silahı yoktu.

Yumruğuyla saldırdı.

Şehit oldu.

Maraş’ı önce kim işgal etti?

Arkadaşın İngilteresi!

Kim sesini çıkarmadı?

Arkadaşın padişah efendisi!

Kim kurtardı?

Arkadaşa daha geniş haklar tanıyacak olan İngilizlerin gemisiyle kaçan padişah efendinin idam etmek için arattığı Atatürk!

*

O dönemin sosyolojik yapısını incelerseniz, cephedeki insanların hep Müslüman olmadığını da görürsünüz...

Bizzat Ordinaryüs Profesör Mazhar Osman’ın ağlayarak okuduğu "şehit listesi"ne göre, bu toprakları İngilizler işgal etmesin diye savaşan, can veren İstanbullu hekimler arasında, 140 Türk, 32 Ermeni, 25 Rum, 18 Yahudi var.

Ve, dikkatinizi çekerim, hepsine birden "şehit" demişler... Çünkü şehitlik kavramı, "o dönemin sosyolojik yapısı"na göre, dinle alakalı değil, yurtseverlikle alakalı.

*

Uzatmayayım.

Tehlike ne İran’dır, ne İngiltere...

Kara cehalettir.

YILMAZ ÖZDİL-HÜRRİYET

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

12.6.2008 - Paçaları Tutuştu..

Kategori: SECME YAZILAR

TÜRKİYE’de demokrasi var mı?Vatandaş için pek yok. Sadece 3 adamın demokrasisi var:

1) Tayyip Erdoğan, 2) Deniz Baykal, 3) Devlet Bahçeli.

Bu üç lider, partilerinin tek hákimidir.

Bir üye ya da milletvekili sıkıysa onların verdiği bir karara itiraz etsin.

Derhal disiplin kuruluna verilir ve partiden ihraç edilir.

Bunun o kadar çok örneği var ki...

Türkiye’deki "Siyasi Partiler Yasası" kadar antidemokratik bir yasa, ancak geri kalmış üçüncü dünya ülkelerinde vardır.

Bu nedenle ülkemizde parti içi demokrasi yoktur ve olamaz!

Parti yönetimlerinin antidemokratik olduğu bir ülkede gerçek demokrasiden söz edilebilir mi?

Partilerde kural şudur:

Madde bir: Lider daima haklıdır.

Madde iki: Liderin haksız olduğu durumlarda birinci madde uygulanır!

* * *

Bu ülkede her zaman lider ne derse o olur.

Tayyip Erdoğan tek başına Cumhurbaşkanı’nı da seçti, Meclis Başkanı’nı da... Milletvekilleri sadece onun kararını onayladı.

İki muhalefet partisinin koltuk sayısının azlığı, AKP Lideri Tayyip Erdoğan’ı ülkede "tek adam" haline getirdi.

Tayyip Bey ne karar veriyorsa AKP milletvekilleri ellerini kaldırıp onu onaylıyor, kimse yanlışları söylemeye cesaret edemiyor.

Yanılıp da lideri eleştiren olursa kapı dışarı ediliyor.

Millet, seçtiği adamları tanımıyor bile...

Liderler kimi listeye koyuyorsa, onu onaylıyorlar.

Milletvekillerinin kaderi, liderin iki dudağı arasında...

Peki, böyle demokrasi olur mu?

Tayyip Bey, "Türban velev ki siyasi simge olsa ne olur?" diye keramet buyuruyor.

Haydaaa...

Hemen Anayasa değişikliği yapılıyor.

Meclis’te eller kalkıyor.

Yasa çıkıyor.

Peki sonuç ne?

Laiklik ilkesini zedeleyen bu Anayasa değişikliği yargının tokadını yiyor!

O zaman Tayyip Bey’in paçaları tutuşuyor, kıyameti kopararak Anayasa Mahkemesi’ni suçluyor, öfkeli konuşmalarıyla ülkedeki gerginliği tırmandırıyor!

Diyorlar ki:
"Anayasa’nın 148’inci Maddesi’ne göre; ’Anayasa Mahkemesi, Meclis’ten gelen Anayasa değişikliklerini sadece şekil yönünden inceler, esasa bakamaz’ hükmüne rağmen Anayasa Mahkemesi nasıl böyle bir iptal kararı aldı?"

Cevabı basit:

Değişiklik, Anayasa’nın değiştirilmesi teklif bile edilemeyecek olan "laiklik ilkesi"ne aykırı olduğu için...

Bir an düşünelim: Meclis "Cumhuriyet rejimini değiştirmek istese", bu yönde bir kanun çıkarsa, Anayasa Mahkemesi bunu kabul mü edecek?

Anayasa’da, devletin değiştirilemez, değiştirilmesi teklif bile edilemez temel hükümlerinden birini yok eden bir Anayasa değişikliği olursa Anayasa Mahkemesi ne yapacak?

"Ben ancak şekil yönünden bakarım. Esasa giremem" diyerek sessiz mi kalacak?

* * *

Amerika Birleşik Devletleri’nin efsanevi başkanlarından Abraham Lincoln, her sözüne karşı çıkan ve onu şiddetle eleştiren bir parti liderine ansızın sormuş:

"Pekálá, söyle bakalım. Bir öküzün kaç ayağı var?"

Hiç beklenmedik bir soruyla karşılaşan rakip lider, "Kaç olacak? Tabii ki dört" demiş.

"Haklısınız sayın meslektaşım. Peki, bir an için kuyruğu da ayaktan sayarsak, öküzün kaç ayağı olur?"

Rakip lider, "Elbette ki beş" demiş ve sormuş: "İyi de bundan ne çıkar?"

Lincoln, acı acı gülmüş:
"Bundan, senin her konuda yanıldığın ortaya çıkar. Çünkü bir öküzün kuyruğu ayak olsun demekle kuyruk asla ayak olmaz..."

Kıssadan hisse...

hürriyet- RAHMİ TURAN

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Atilla İlhan ile Başlayan Vural Savaş ve Hulki Cevizoğlu ile devam eden Dip Dalgası Hareketindeki Yazarlar ve Yazıları

Kategoriler

Arkadaşlarım

uygarradikal
Blogcu Yardım
kizilelma0671