~~~~DiP DALGASI~~~~

30.10.2009 - GDO AÇILIMI İLE ANADOLU'DA NE TÜRK KALIR NE KÜRT !

GDO açılımı ile Anadolu'da ne Türk kalır ne Kürt!

Hani Tayyip Erdoğan, Anadolu Kartalı tatbikatından İsrail’in çıkarılmasıyla ilgili olarak,  “Ben halkımın taleplerini bir kenara koyamam”  diyordu ya; herhalde aynı sebepten olsa gerek, AKP iktidarı genetik yapısı değiştirilmiş gıda ve yemlerin ithalatı ile ilgili bir yönetmelik çıkardı.
Yönetmelik bir hile ve aldatma cümlesi ile başlıyor!
Deniliyor ki,  “Bu Yönetmelik hükümlerine aykırı olan GDO’lu gıda ve yemlerin işleme ve tüketim amacıyla ithali, piyasaya sürülmesi, tescili, ihracatı ve transit geçişleri yasaktır. Gümrük idarelerince bu Yönetmelik kapsamındaki ürünler için GDO’ya ilişkin ek bir belge aranmaz.”
Yani  “Bu yönetmeliğe uygun olmak kaydıyla serbesttir”  diyor. Üstelik ek bir belge de aranmayacağını öngörüyor!
Hemen ardından şöyle deniliyor:
“İthal edilen, üretilen veya dağıtımı yapılan GDO’lu gıda veya yemin, çevre, insan veya hayvan sağlığı açısından olumsuzluğu tespit edildiğinde, gıda veya yem işletmecisi sağlığı ve çevreyi korumak amacıyla gerekli tedbirleri almak, Bakanlığı, diğer ilgili mercileri ve tüketicileri acilen bilgilendirmek ve söz konusu gıda veya yemi, piyasadan geri çekmek zorundadır.”
Demek, bütün inisiyatif bu işin ticaretini yapanlara veriliyor.
Yönetmelik  “GDO’lu ürünlerin, bebek mamaları ve bebek formülleri, devam mamaları ve devam formülleri ile bebek ve küçük çocuk ek besinlerinde kullanılması yasaktır.
İnsan ve hayvan tedavisinde kullanılan antibiyotiklere karşı direnç genleri içeren GDO ve ürünlerinin ithalatı ve piyasaya sunulması yasaktır”  diyerek, bu ürünlerin aslında ne kadar zararlı olduğunu tescil ediyor ama, kontrolü ithalatçıya veriyor!     
Bir garip hüküm daha var:
“GDO’suz ürünlerin etiketinde ürünün GDO’suz olduğuna dair ifadeler bulunamaz.”
Allah Allah. Neden bulunmayacakmış? GDO’lu ürün, normal ürünlere karışsın, millet haberi olmadan alsın yesin diye, öyle mi? Yönetmelik bunun için mi çıkarıldı?


* * *


İnsan sağlığına zararlı bu ürünleri tamamen yasaklamak gerekirken Tayyip Erdoğan hükümetinin uğraştığı işe bakın?
Yönetmeliğin bir yerinde  “Türkiye flora ve faunası için potansiyel bir tehlike oluşturmasını engellemek üzere GDO’nun Türkiye’de yakın akraba ve yabanileri olan türlere ait olmadığını gösterir bilgi ve belgeler istenebilir” diye bir hüküm de var.
Yani hükümet, GDO’lu ürünlerin Türkiye’ye sokulmasının, ülkenin flora ve faunasını yok edeceğini bile bile bunlara izin veriyor!
Yönetmeliğin tamamı, aslında bir soykırım şebekesi olan GDO’lu ürünler üreten firmalara nasıl izin verileceğini düzenliyor.


* * *



Peki bu GDO’lu ürünleri halk mı istedi?
Şimdi Erdoğan,  “Halkım, yüzde 47 oy oranı ile bana yetki verdi. Ben halkımın taleplerini bir kenara koyamam” dese haklıdır!
Fakat Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi Başkanı Kemal Özer,
 “Sayın Başbakan ya üç çocuk yapın demekten vazgeçmeli ya da GDO’dan. GDO ile doğal yapının bozulması, bitkiler ve insanların kısırlaştırılması anlamına gelir. Başbakan son 50 yılın kısırlık haritasını incelemeli. Üç çocuk yapın demekle üç çocuk yapılmaz. Erkeklerde çocuk yapacak sperm yok. Domuz aşısıyla bu daha da azalacak. GDO’lu ürünlerin hukuk zeminine alınmasıyla Türkiye 2030’ları bile göremez”  diyor.
Demek ki halkımız böyle istedi!
Hükümet, Siyonistlerin ilâç şirketlerine Anadolu’da tek bir Türk veya Kürt bırakmamanın yolunu açmış, biz hâlâ Türk-Kürt tartışmaları ile oyalanıyoruz!
Varlığın tehlikede ey millet, varlığın!

 

ARSLAN BULUT

YENİÇAĞ

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

27.10.2009 - KİM?..

Kategori: SECME YAZILAR
KİM?..
Bir taraftan törenle terörist karşılanıyor.
Öte yandan, törenle, başlarına bastırılarak aydınlar, gazeteciler, generaller, medya patronları Silivri’ye tıkılıyor.
Bir yandan Azerbaycan bayrakları yasaklanıyor; öte yandan PKK bayrakları devletin gözü önünde açılıyor.. Teröristler Türkiye’ye dönüyor.
Dağdakilere özgürlük varsa, bağdakilere niçin yok?
Üstelik dağdakiler terörist.
Bağdakiler ise, henüz ceza almamış, mahkemesi bile bitmemiş general, profesör, gazeteci, medya patronu ve aydınlar..

BİZİM BİR DEVLETİMİZ VARDI!..
Önceki gün, Kandil Dağı’ndan 8 PKK’lı, Mahmur Kampı’ndan ise 26 mülteci olmak üzere toplam 34 kişi Habur Sınır Kapısı’ndan Türkiye’ye girdi. Haberlere göre, kendilerini PKK bayraklı 50 bin kişi karşılamış.
Devlet de bu “açılımı” destekliyor!..
Teröristbaşı Abdullah Öcalan da, böylece gücünü (!) göstermiş oluyor. İmralı gibi güyâ tecrit edilmiş bir ada cezaevinden bir emriyle dağdakileri itaat ettiriyor!..
DTP resmen PKK’lı olduğunu kanıtlamış oluyor, PKK adına resmen pazarlık yapıyor, Genel Başkanları Ahmet Türk basın toplantısında Öcalan’a sayısız kez “Sayın” diye hitap ediyor.
Onların gelişinin beklendiği saatlerde NTV’de konuşan Hüseyin Çelik, “Suça karışmamışlarsa sadece ifadeleri alınır” diyordu. Suça karışıp karışmadıkları sadece kendi ifadelerine mi bağlı? Eğer öyleyse, Ergenekon denen soruşturmada niçin ifadeler yetmedi de iddianameler hazırlandı?.. Bu PKK’lılar hakkında bir iddianame niçin yok? PKK’lı değillerse niçin geldiler?

KİM CESARET EDEBİLİR?.. KİM?
Bu ülkenin askeri, ordusu vardı.. İstihbarat örgütü vardı.. Polis örgütü vardı.. Sivil toplum kuruluşları, devlet tecrübesi ve terbiyesi vardı..
Nerede bunlar?.. Onların sessizliği onay değil midir?..
Onların onayladığına Türkiye’de kim karşı çıkabilir, kim?..
Gazeteci mi, sade vatandaş mı, aydınlar mı, politikacılar mı?.. Kim?..
Şimdi kim “söz söylemeye” cesaret edebilir?..
Bu durumda kim, başına “örgütlü bir belâ” gelmeyeceğinden emin olabilir?.. Şimdi kim, “bunlar doğru değildir” diyebilir; Ergenekoncu, darbeci, iç savaş kışkırtıcısı gibi yaftalarla damgalanma korkusu olmadan?.. Kim?..
Başbakanın ve Cumhurbaşkanının desteklediği, askerin, istihbaratın, polisin ses çıkarmadığı bir süreci eleştirmek ne kadar zor ve ne kadar anlamsız, ne kadar sonuçsuz.
Avrupa Birliği’ne bakın. Nasıl da memnun?..
Daha önce, “Anlık istihbarat vereceğim, sen de onları vuracaksın” diyen ABD ne kadar da memnun?..
İşte biz de çaresizce, ilerde tarihe mal olur, tarihten ders alınır diye yazıyoruz!..

YA, ASKER ANALARI DAVA AÇARSA..
Bu gelişmeler karşısında evlâdı şehit olmuş, yine de “vatan sağ olsun” demiş analar, babalar, kardeşler, eşler.. şimdi dâva açma hakkına sahip değil mi?..
Yarın Genelkurmay Başkanlığı’na, Hükümete, İçişleri Bakanlığı’na dâva açarsa haksız mıdır?..
“Benim oğlumu niçin sağ göndermediniz?” derse, mahkemede ne karar çıkar?.. Bunun altından kim kalkabilir?..
Başbakan dün DTP’yi kastederek, “Legal örgütün temsilcisi, illegal örgütün temsilcisi olarak konuşamaz” dedi.
Yani, bir başka ifadeyle “Yasalara göre kurulmuş bir siyasi parti, terörist PKK’nın temsilciliğini yapamaz” dedi.
E, yapıyor.
Sadece şimdi mi?
Hayır. Peki neden işlem yapılmıyor?
Başbakan dünkü konuşmasında -bence- çok büyük bir hata da yaptı. Âhi Evran’ın sözlerini kendi politikalarına dayanak yapmak isterken, vahim bir hataya imza attı.
Âhi Evran, “Kapınızı açın” diyormuş, “Gelmeyene siz gidin” diyormuş!..
Peki Âhi Evran, “Teröristlere” mi kapınızı açın diyordu?.. Ülkeyi bölmek isteyenlere mi gidin diyordu?..
Vah ki vah..
Demişlerdi ya, “hazmede hazmede..” diye. Daha neler “sindirtecekler” neler?..
Ama unutulmamalı ki, Türkiye’yi yutma planı yapanların sindirimi mümkün olmayacaktır.
Öyle umuyorum. Belki de yanılıyorumdur.

HULKİ CEVİZOĞLU
(Yeniçağ, 21.10.2009)
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

10.10.2009 - ATTİLA İLHAN ANISINA

Kategori: ATTILA ILHAN

ATTİLA İLHAN ANISINA

 

***

 

PİA

 

***

SİSLER BULVARI




***

 

AN GELİR

 

 

***


Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

30.9.2009 - Türkiyenin Son Otuz Yılındaki Suikastları.......

Türkiyenin Son Otuz Yılındaki Suikastları
***




***

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

17.9.2009 - ILIMLI BİR İSLAM ÜLKESİNDEN GÖRÜNTÜLER

ILIMLI BİR İSLAM ÜLKESİNDEN GÖRÜNTÜLER

 

Geçtiğimiz haftalarda Malezya’da yaşananlara ilişkin kimi haberleri, şeriat düzeniyle insan hakları, demokrasi arasındaki ilişkileri tartışan yazıları okurken aklıma yine Richard Holbrooke’un New Perspective Quarterly dergisinde, Türkiye’deki seçim sonuçlarını değerlendirirken söyledikleri geldi: “Batı, dünyada ılımlı İslam istediğini söylüyor. İşte size Müslüman dünyasındaki en demokratik iki ülkeden biri, öbürü de Malezya” (Ağustos 2007).

Önce kısa bir anımsatma
Malezya’nın nüfusunun yüzde 60’ı Malay ve Müslüman, yüzde 40’ı Hıristiyan ve Budist Çinlilerden oluşuyor. Ülkenin hukuk rejimi bu ırk ve din ayrımını yansıtıyor: Müslümanlara şeriat kuralları uygulanıyor, diğerlerine sivil hukuk kuralları.

Ülkeyi 50 yıldır yöneten Bağımsız Malaya Ulusal Birliği (BMUB) muhafazakâr, ırkçı (Müslüman ve Malay) bir parti. Oy tabanı zayıfladıkça, BMUB, köktendinci PAS’a (Pan-Malezya İslami Partisi) yanaşıyor onun politikalarını benimsiyor, şeriat kurallarını daha yaygın, giderek toplumun tümünü etkileyecek biçimde uygulamaya yöneliyor. Bu nedenle de etnik gruplar, dini cemaatler arası çatışmalar giderek çoğalıyor, keskinleşiyor. Gözlemciler, Malezya’da 20 yıl önce başını tesettüre uygun bir biçimde örtenlere pek rastlanmazken, bugün hemen bütün Malezyalı kadınların başlarını örttüklerine işaret ediyorlar. Diğer taraftan şeriat kurallarıyla yönetilmek istemeyenlerin din değiştirmesine de izin verilmiyor, bu yönde girişimlerde bulunanlar cezalandırılıyor (Global Politikültür, 22.08.07).

İnek kellesi, rock konseri ve kamçılara dair...
Şeriat uygulamaları yaygınlaştıkça ve Müslümanların yaşam koşulları giderek daha yakından denetim altına alındıkça, köktendinci akımların cüreti ve etkisi de giderek artıyor.

Örneğin, başkent Kuala Lumpur’a yaklaşık 25 km uzaklıktaki Shah Alam kentinde geçen hafta cuma günü yaklaşık 50-60 kişilik bir grup, bölgelerinde restore edilmesi planlanan 150 yıllık Hindu tapınağını protesto etmek için, cami çıkışında bir yürüyüş düzenlediler. Tapınağın kapısına geldiklerinde “Allahu Ekber” ve “tekbir” sloganlarının ve posterlerinin yanı sıra ellerinde başka bir şeylerin olduğu da dikkat çekiyordu. Göstericiler beraberlerinde kesilmiş inek kafaları getirmişlerdi. Hindular için kutsal sayılan bu hayvanların kesik kafalarını tapınağın kapısına koydular, tükürdüler, tekmelediler, kameralara poz verdiler. The Strait Times’ın aktardığına göre, muhalefet partilerinin fener alayı, basın açıklaması gibi olaylarını dağıtmak için hiçbir fırsatı kaçırmayan polis gelişmeleri sessizce seyretti.

Bu ikinci en demokratik ülkede, Müslüman ve Malay olmayan azınlıkların yaşamlarının gittikçe zorlaştığı bir gerçek. Ama Müslüman Malay nüfusun da tozpembe bir dünyada yaşadığı söylenemez. Geçen haftalarda iki örnek bu kesimin de bireysel özgürlüklerinin nasıl hızla aşınmakta olduğunu gösteriyor. Bunlardan biri dünya kamuoyunda da yankılanan bir kamçılama cezası olayıydı. Malezyalı Müslüman bir model Kartika Sari Dewi, bir sayfiye kentinde bira içerken görülmüş, tutuklanmış, şeriat yasalarına göre yargılanarak para ve kamçı cezasına çarptırılmıştı. Hem ülkede hem de uluslararası kamuoyunda kadın örgütlerinin insan hakları örgütlerinin protestoları karşısında Malezya hükümeti geri adım attı ve kamçılama cezası süresiz olarak ertelendi.

Sari Dawi’nin davası uluslararası alanda yankı yaptı ama rock konserlerine ilişkin haberler dışarıda pek duyulmuyor. Örneğin, geçmişte Beyonce, Avril Lavigne ve Gwen Stefani konserlerini Müslüman duyarlılıklara ters buldukları için yasaklatan PAS gençlik kolları şu sırada Michaels Learns Rock başlıklı bir konsere kafayı takmış durumda. Bu konser özellikle ramazan ayında gerçekleştirilmeye çalışıldığı için Müslümanlara bir hakaret sayılırmış. (Malezya kaynaklı bloglarda ve Twitter’da tartışmaları izleyebilirsiniz.) “Kesilmiş inek kafalarını tekmelemek mi dediniz?” Yok canım ne alakası var. Hem onlar Hindu n’olacak...

Malezyalı Müslüman gençliğin Black Eyed Peas adlı grubun konserine, sponsorları arasında alkollü içki satan bir şirket olduğundan katılması da yasaklanmış. Konserin web sitesi, ilgilenenlere, “Müslüman değilseniz ve 18 yaşından büyük iseniz gelebilirsiniz, yoksa içeri alınmayacaksınız” uyarısında bulunuyor. Tüm bu gariplikler karşısında, kimi Müslümanlar da “n’olur dinimizi değil PAS’ın fanatikliğini suçlayın” diyorlar... Belki onlara da hak vermek gerekiyor ama Malezya toplumu da bu arada Holbrook modeline uygun olarak “demokratikleşmeye” devam ediyor...

Ergin Yıldızoğlu - Cumhuriyet, 2 Eylül 2009

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

31.8.2009 - MİLLİ REFLEKS NASIL YUMUŞAR ?

Kategori: SECME YAZILAR
Milli refleksler nasıl yumuşar?

İnsanların davranışlarında uyulacak ölçü ve kuralların kaybolması, onları, yönlendirilmeye uygun hale sokar. Davranış ve ilişkilerdeki ölçü ve kural kaybı bireylerin ufkunun hem aşırı bir biçimde genişletilmesine hem de aşırı bir daralmaya neden olabilir. Her iki durum da sorun yaratır. Kırmız çizgileri olmayan, inancı sarsılmış bireyler çok daha kolay yönetilirler. Seçeceği ya da yöneleceği değerler konusunda ölçü ve ilkeyi kaybedenler her anlamda tereddüt illetinin girdabına düşerler. Tereddüt içinde olan toplumun bireyleri de kullanılmaya uygun haldedir. Bu tür toplumlarda insanların milli filtreleri ya yoktur ya da yeterince etkisizdir. Bu insanların tercihlerini kimliklerinden kaynaklanan özellikleri yönetmez. Bu durum, küresel yönlendiriciler için bulunmaz bir fırsattır. Onlar da derhal geleneksel ve süreklilik arz eden sosyokültürel milli/yerel kıvamındaki değerleri devre dışı bırakarak bu değerlerin yerine geçici değerler ikame ederler. Küresel bağlamda milli kültürlerin popüler kültür karşısında her geçen gün mevzi kaybetmesi, bu devasa gayretlerin sonucudur. Yine klasik ve sürekli milli heyecan yaratan değerlerin yerine geçici ve uçucu heyecan üreten süreçler de bu bağlamda devreye sokulur. Genellikle sözü edilen popüler değerler ya da geçici heyecanlar popüler sanatçılar vasıtasıyla küresel kitlelere sunulur.


Sınırları yıkmak!
Pepsi’nin sözcüsü KEN Ross, “Alkolsüz içki satışında heyecana ihtiyaç vardır”  diyerek hiç kimsenin Michael Jackson kadar heyecan yaratamayacağını iddia etmektedir. Los Angeles’li TV yapımcısı ve yazar Bridget Byrne de asıl sırrın sanatçının özenle hazırlanmış görünüşünde olduğunu söylemektedir:  “Ne genç ne yaşlı, ne siyah ne beyaz, ne erkek, ne kadın... pazarlama için kusursuz logo”. Bu durum pazarlama açısından kusursuzluk yaratırken milli ve yerel algılardaki erkeklik/kadınlık, siyahlık/beyazlık, gençlik/yaşlılık arasındaki sınırı da yıkmaktadır. Böylece bir anlamda eylem ile söylem, karşıtlık ile yandaşlık, ihanet ve vatanseverlik arasındaki duvarlar da yıkılmış olur. Bu durumun kalıplaşması kesinlik, açıklık ve direkt ilişkilerde sorunlar yaratır. Bireyler böylece karşı olduklarını sandıkları bir çok değeri kendi bünyelerinde ya da midelerinde konuk etmekte sakınca görmezler.


İdeallerini yiyerek tatmin olanlar!
Yerel ve milli kimlikten kaynaklanan direncin kırılmasında tüketim odaklı yönlendirmeler büyük başarı sağlar. Bir yandan midesel faaliyetler için zihinsel faaliyetler durdurulur diğer yandan iyi yaşamanın baş düşmanı olarak milli, sınırlayıcı ve yerel değerler suçlanır. Kitlelere, kendi ideallerini yiyerek ancak tatmin olabilecekleri propaganda edilir. Bu durumda tüketici odaklılık popüler kültürün ideolojik arka planına yerleşir, popüler kültür de kitle tüketimini özendirir. İnsanlar ideallerini yiyerek tatmin olan Frankeştaynlara döner.
Sosyal mimari profesörü Perlmutter’in “aşırı ulusal ve hatta milliyetçi” kültürün ilacı olarak uluslar üstü rock festivalleri gibi yollarla “kültürel olayların evrenselleştirilmesi”ni önermesi bu bağlamda anlamsız değildir. Bu süreç Türkiye’de milli reflekslerin nasıl yumuşatıldığını da izah eder niteliktedir.

ÖZCAN YENİÇERİ - YENİÇAĞ

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

23.8.2008 - SEÇMELER,saçmalar.

Kategori: SECME YAZILAR

SEÇMELER, saçmalar

Ahlak kalmadı!
"Bir tarafta gemicikler' , birtarafta 'bir
milyon dolarcık' rüşvetler'...Düzen kurul-
muş, tıkır tıkır işliyor, alan razı veren razı,
kime ne? Hayır, ille de düzene karşı çıka-
caklar... Dedik ya ahlak kalmadı ahlak.."
Hasan Pulur (Milliyet yazarı)

*Böyle düzene karşı çıkılır mı?... Karşı
çıkılıp ta, Muhterem Başbakan, muhterem
AKP yöneticileri, muhterem iktidar millet-
vekilleri rahatsız edilir mi?..Bunlar hep 
münafıkların işi!.. Hem "Devlet malı deniz
yemeyen keriz" diyeceksin, hem de yiyen-
leri suçlayacaksın! Ayıptır, ayıp!..

Tatilde hapis!
"Başlıklar şöyle...'Gül affetti'. 'Gül kur-
tardı'.'Gül özgürlüğünü verdi'.'Gül hayata
döndürdü'. Sanırsın Malta zindanlarında
yatıyordu...Zincire vurulmuştu.Kırbaçlıyor-
lardı zavallı hocayı!..."
Yılmaz Özdil (Hürriyet yazarı)

*Oysa, Erbakan hoca çoluğu çocuğu,
damadı, torunları,torunların dadısı devletin
uçağına maaile doluşup her yaz gittikleri Al-
tınoluk'taki villasında çekiyordu hapis ceza-
sını!.. Tek eksiği denize girememesiydi ki,
zaten ona da yaşı müsait değildi!..

Gereğini yapıyor!
"Uludağ Üniversitesi'nin yeni rektörü,gö-
revine üzerine 'durmak yok yola devam'
yazılı bir pastayı keserek başlamış...Yakası-
na AKP rozeti takmayı da düşünüyor mu?"
Mustafa Mutlu (Vatan yazarı)

*Akp rozeti de takar,"Beraber yürüdük
biz bu yollardaaaa" diye şarkı da söyler!..Ni-
hayet AKP'nin Cumhurbaşkanı tarafından 
getirildi bu göreve!..GEreğini yapmalıdır!...

Fehmi şaşırdı!
"Sorunlara yumurta kapıya gelmeden el
sürmeyen bir yapımız var. Uzun vadeli plan
ve programlar bize göre değil.Bu yüzden
zamanında el atılsa,çözülebilecek basitlikte-
ki sorunları zamana yayarak içinden çıkıl-
maz hale getiriliyor,kronikleştiriyoruz.”
Fehmi Koru (Yenişafak yazarı)

*İktidarın borozancıbaşısı bıyıksız Fehmi
yoldan çıkmaya başladı!..Evladım, sen ikti-
darın beslemesi gazetede, iktidar borazancı-
sı olduğun için çalışıyorsun!..Görevini yap,
gerisine karışma!..Sonra seni,arkadaşın 
Çankaya 11’incisi de kurtaramaz!..

Cemil TOSUN – SÖZCÜ gazetesi 
Sayfa3

Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

21.8.2008 - Osman PAMUKOĞLU'nun sözleri.

Sevk ve İdareye Dair Sözler;


 

• İnsan seçerken ve değerlendirirken bizim tek ve değişmez ölçümüz "Mesleki liyakat" olmalıdır. 
• Sevk ve idare bir bilim ve sanattır. Elbette maestro ve şef olacak. Ancak, teşkilatın başarısı her çalgının bir pay sahibi olduğu büyük bir konserdir.

• Barış veya savaş halinde disiplin gücü olmadan silahlı bir teşkil yönetilemez.

• Her seviyedeki komutan; cesur toksözlü, cömert ve savaş bilgisi sahibi olmalıdır.

• Size hayatta kazandıklarınızı ve bütün muvaffakıyetlerinizi, her zaman ve her şeyde karşınızdakilerden bir çeyrek saat evvel davranışınız sağlayacaktır.

• Ast komutanlarında, savaşma ve kazanma isteği yaratamayan hiç bir komutan başarılı olamaz.

• Komutanların en önemli vasfı, Sezgi'dir.

• Para ve insanların yeteneksizliği, komutanın hızını kesmez.

• General ve Amiralin ağzından birşey çıktığı zaman ikincisi olmaz.

• Subay çok kuvvetli karaktere sahip olmalıdır. Hiç birşey ona gücünü ve canlılığını kaybettirmemelidir.

• Subaylık mesleği, hayat boyu sürecek bir öğrenim ve heves ister.

• Ne kadar çok çalışırsanız, o kadar çok talihli olursunuz.

• Bir işin peşini bırakmayan bir kimse iseniz, bu gök kubbe altında hiçbir güç sizi yenemez!

• Tecrübeli askerler, cesur ve sabırsızdır. Sıradanlığa tahammül edemezler.

• Profesyonellerin ne yapacağını kestirebilirsiniz, ama dünya amatörlerle doludur.

• Eğer işler kötü gidiyor ve sebep arıyorsan ayanaya bak, görürsün. Eğer işler kötü gidiyor ve kendinde aramıyorsan, bahane bulmakta kıtlık çekmezsin.

• Tabur, alay, tugay ve tümenler kişilikleriyle övünen topluluklardır ve bu kişilikleri sayesinde savaşta başarıya ulaşırlar.Hepsinin yaşamının en önemli noktası mensup oldukları tabur, alay, tugay ve tümene sadakattir. Kişilere karşı hata işleyebilirler, affedilir. Alaya ve tümene karşı suç işlenemez. Dolayısıyla böyle bir suç asla görünmez.

• Mesleğinize, işinize kendinizi adayın ve sınır tanımayan bir dürtüyle hareket edin.

• Başka işlerde de sıkıntı ve acı yaşanır. Zayıflığın bedelini, bizzat kendin ödersin. Askerlik biliminde cahil askerlerin bedelini ise millet öder.

• Liderlik, doğru yolda kılavuzluk yapmaktır. Eğer kılavuzluğu doğru yolda yapıyorsan, kimse o yoldan ayrılmaya cesaret edemeyecektir.

• Lider, daima her faaliyette önde yürür.

• Daima önden yürü ve insanların nasıl çalışması gerektiğini onlara göster.

• Komutan, korku ve paniğin panzehiridir.

• İyi komutan, gücü muhafaza eder.

• Komutanlık, azim ve iradedir.

• Komutanlık, şahsi tecrübe ve zeka demektir. Savaşta bu iki şey ona lazım olacaktır.

• İyi ustaların kalfaları da iyi olur.

• Bir yönetici için ilk anda iyi insan deniyorsa, pedagojik olarak o insan bir işe yaramaz.

• Kış geldiğinde ayakta yalnız selvilerle çamlar kalır, siz de onlar gibi olun.

• Tutkulu olun. Tutkulu bir insan, sadece ilgi duyan 99 insandan daha değerlidir.

• Hayatta hem başarının hem de başarısızlığın fiyatı vardır. Ancak başarısızlığın fiyatı çok ağırdır.

• Talih gözü pek olanın yanındadır.

• Riske girin, risksiz başarı olmaz.

• Hayatta ne isterseniz onu olursunuz. Hergün daha farklı şeyler bulun, geliştirin.

• Gözlerinde devamlı ışık ve hayal olmalıdır.

• Daha iyi olmaya çalışmayan iyi olarak da kalamaz.

• Hayat demek mücadele demektir. Mücadeleden zevk alın.

• Karar vereceksin "Ben farklı bir adam olacağım!" diyeceksin. Bu görüntü ile başlar, bilgi ile devam eder.

• Her zaman baş pehlivanlığa güreşin.

• Hiç bir yarışa orta kırat atlarla girilmez.

• Atlarınız iyi; süvariliği iyi yapın.

• Gerçek askerler asla maddeyle uğraşmaz.

• Sorumluluk zinciri mutlaka kurulmalıdır.

• Birlikler ya birinci sınıftır, ya da sınıfı yoktur. Birinci sınıf olmak için alınteri ve emek gereklidir.

• Kötü iş iki kere yapılır.

• Dümenin terbiye edemediğini kayalar terbiye eder. Kötü oduncu baltasıyla cebelleşir.

• Kargalar sürü halinde uçar, yırtıcılar tek tek.

• Tırnağı olan başını kaşır.

• Herkes kadar yaparsanız hiç birşey yapmamışsınızdır.

• Tehdidi algılamayan tedbir alamaz.

• Diploma sizi hizmete dahil etmek içindir. Kazancınız için değildir. Kazancınız günlük mesai eforuna bağlıdır.

• Erdem yapmaktır, bilmek yetmez.

• Kuyuda oturan, kuyunun ağzı kadar gökyüzü görür.

• İnsanların bir çoğunun görgülerinin takviyeye ihtiyacı vardır.

• Gücü ve kaynağı dağıtma, siklet merkezi yap, hemen her şeyi sadeleştir. Hayat budur.

• İzin konusu adil olmalı, kimseye imtiyazlı davranılmamalı, izin verilmeyecek durumda ise personel ikna edilmelidir.

• Her hafta, her ay ve her üç ay için kendinize hedefler seçmeli ve bitirmelisiniz.

• Düşük itaat, düşük birliklerde görülür.

• Doğru kulvarda olsanız da, oturuyorsanız geçilirsiniz.

• Herkes kendi işini kendi yapsın padişahlıktan kalma usülleri bırakın.

• Tabur komutanı dahil herkes yay gibi olacak.

• Sancak iskele yok, rotada ol!

• Konuşmada ve yazmada kısa ve öz ol.

• Hızlı düşün, hızlı hareket et!

• Atmacanın önüne et at; elma atma!

• Alay komutanları kartal gibi zayıfların üzerinde dolaşmalıdır.

• Denetlemede komutanın (denetleme amirinin) omuz başları açıktır. Personel kama düzeninde denetleme amirini takip eder.

• Sakın denetleyen komutanın yanında bir emir vermeyin. Güç ve imtiyaz komutandadır. Niye zamanında emir vermedin ki?

• Uzun konuşmayın! Ne soruluyorsa ona cevap verin.

• Amirin gözü önünde yapılmayan iş için mutlaka emir tekrarı yapılmalıdır.

• Emir verilir, dört nala icra edilir.

• Az paraya yağlı tavuk alınmaz.

• Kışlalarınızı gezerken farkı tespit ederek ve olumsuzluğu arayarak gezin, gövdenizi dolaştırmayın.

• Bölük ve tabur komutanı arazide defter açmaz.

• "İmkansız" lafını sık sık kullanmak haddini bilmemektir.

• Erlere küfür ve dayak asla olmayacak. Dayak ilkellik ve zayıf kişilik demektir. Suç varsa mahkemeye verin, daha büyük etki yaratır.

• Marangoz acemi ise, yongası çok olur.

• Liderine, silahına, eğitimine, güvenen askerler iyi muharebe eder.

• Bir insanın hayatından daha kıymetli birşey yoksa, onun hayatının da kıymeti yoktur.

• Bedavaya sadece güneş doğar.

• Gönülsüze her şey zor gelir.

• Türk enerjisi, planlı, organize ve disiplinli bir çarka girdiğinde mucizeler doğurur ve Tanrı gibi yaratır.

• Yarım motorla çalışmak yok, bütün motorlar tam yol ileri olacak.

• Emirlere itaat için emir vermeyi askerlik için ar kabul ediyorum.

• Unutmayın! Bütün askerler çıraktır. Devamlı düzeltin. İyi örnekler gösterin, yönlendirin. 

Karargah Subayları'na Mesaj

• Kalıpları kır!

• Esnek düşün!

• Önüne gelene tutkal gibi yapışma, önce iyi düşün!

• Acil nedir? Karargah subayının acili ile komutanın acili aynı değildir.

• Bilgiyi komutana net ver.

• Herşeyi sadeleştir, basite indirge.

• Devamlı düşün! En büyük eylem düşünmektir!

• Sürat! Mutlaka herşey zamanında ve iyi olacak.

• Sürat ve bilgi herşeyi geçer.

• Unutmak önemsememektir.

• Bilgiler net ve sağlıklı olacak. Tereddütün varsa konuşma.

• Şube demek bilgi deposu demektir. Bilgi güçtür.

• Karargah, komutana zaman kazandıran unsurdur.

• Te..iniz yüksek olsun.

• Küçük şeyleri ihmal etme, uçurtmayı uçuran kuyruğudur.

• Bütün çalışmaları bilgi ve istatistiklere dayandır.

• "En kısa zamanda" lafı yasak, mutlaka zamanla ifade et.

• Karargah subayı hakiki bir cin olmalıdır.

• Lüzumsuz konuları at! Sapı samandan ayır.

• Yazı berrak, akıcı, parlak ve sade olmalıdır.

• Bir teşkilin zayıflaması ile birlikte yazılı kağıtlar çoğalır.

• Evrak katibi olmayın!

• Neticesiz uğraşma çalışma değildir. 

 kaynak: http://www.efsanekomutan.org/sevk_ve_idareye_dair_sozler.html

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

21.8.2008 - HAK VE EŞİTLİK PARTİSİ

 

HAK VE EŞİTLİK 

HAK VE EŞİTLİK PARTİSİ KURUCU ÜYELİĞİNDE,
İL, İLÇE VE BELDE YÖNETİMLERİNDE,GÖREV ALMAYI İSTEYEN KİŞİLER,

AŞAĞIDAKİ İRTİBAT NUMARALARINA;
Ad-Soyad, Doğum Tarihi, Bulunduğu İl, 
Meslek ve İletişim bilgileri ile başvurabilirler..
HAK VE EŞİTLİK KURULUŞU" 

İRTİBAT NUMARALARI

Tel.: 0312 397 83 84 
Faks: 0312 397 37 95

basvuru@hakveesitlik.org

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

26.6.2008 - KORKUNÇ PLAN

Kategori: SECME YAZILAR

Atatürk’e ve devrimlerine pervasız saldırılar, ABD projesinin uzantısıdır. ABD, Büyük Ortadoğu Projesi’nin altyapısını oluşturmak amacıyla, özellikle 11 Eylül saldırısından sonra, ìIlımlı İslam Modeli”ni devreye sokmuş ve bunun için de İslam’ın yükselişte olduğu Türkiye’yi pilot ülke seçmiştir.

Ilımlı İslam’ın önündeki en büyük engel ise, Atatürkçülük ve laikliktir. Öyleyse Atatürkçülüğü ve laikliği savunan kurumlar, yani ordu ve yargı hedef alınmalı, yıpratılmalı ve etkisizleştirilmelidir.

ABD’nin bu projesinin destekçileri, AKP, DTP, ÖDP gibi siyasi partiler; Mazlum-Der, Genç Siviller, TGTV, Küresel Bak, DSİP gibi sivil toplum örgütleri; Sabah, Zaman, Star, Yeni Şafak, Bugün, Taraf, Vakit gibi gazetelerdir.

ABD, Atatürk’ü ve devrimlerini gözden düşürebilmek için Abdurrahman Dilipak gibi bir dinci ile Nazlı Ilıcak gibi eski bir liberali ve Ahmet Altan gibi eski bir Marksisti aynı çizgide bir araya getirmeyi başarmıştır.

Sabah gazetesi yazarı Nazlı Ilıcak, Vakit gazetesi yazarı Abdurrahman Dilipak, ÖDP Genel Başkanı Ufuk Uras, Adalet Ağaoğlu, Yücel Sayman, ìFahişe ve lezbiyen rolü”nün Türkiye’deki bir numaralı oyuncusu Marksist Lale Mansur, aynı amaç ve hedefte bir araya gelebilmekte, Lale Mansur ìBen Anayasa Mahkemesi’ne oy verdiğimi hatırlamıyorum” diyebilmektedir.

Topu topu kaç kişi oldukları bile bilinmeyen Genç Siviller, Emin Çölaşan ve Tufan Türenç gibi Atatürkçü yazarlara tasdikname verirken; Hasan Cemal, Ali Bayramoğlu, Kürşat Bumin, Yıldırım Türker, Perihan Mağden, Etyen Mahçupyan, Ahmet Altan ve Mehmet Altan gibi müstemlekeci ve dönek yazarları iftihar listesine alabilmektedir.

Bunlar tesadüf değil

AKP’nİn 2 numaralı adamı Dengir Mir Mehmet Fırat’a göre, ìAtatürk devrimleri toplumda travmaya sebep olmuştur.”

Daha önce ìAtatürk Kürtlere özerklik vaat etmişti” diyen Marksist Prof. Cemil Koçak’a göre, ìAtatürk deisttir.”

Marksist Prof. Baskın Oran’a göre, ìAsker son oyununu oynuyor. Darbe yapamıyor. Tutunabileceği tek yer Anayasa Mahkemesi’dir.”

Bünyesinden sübyancı bile çıkan, sabıkası çok Vakit gazetesi, Kara Kuvvetleri Komutanı Org. İlker Başbuğ’un -diğer fotoğrafları arasından cımbızla çekerek- Yahudiler’in kutsal ìAğlama Duvarı” önünde dua ederken çekilmiş fotoğrafını yayınlıyor.

Fethullahçılar tarafından beslendiği söylenen Taraf gazetesi, ìLahika-1” adlı ìAskeri Eylem Planı” iddiasını ortaya atıyor.

İddiaya göre, Eylül 2007’de silahlı kuvvetler siyasete müdahale planı hazırlamış ve uygulamaya koymuş. Bu plan, yargının, kanaat önderlerinin ve medyanın ‘yönlendirilmesini’, bazı yazarların desteklenmesini, bazılarının ‘yıpratılmasını’, yeni anayasa paketinin engellenmesini, Irak’taki Kürt bölgesinin ‘silahla rahatsız edilmesini’ içeriyormuş.

Bütün bunlar elbette tesadüf değil. Bir merkezden yönetilen ve yönlendirilen planın parçaları...

Her şey Ilımlı İslam için

Vatan gazetesinin CHP milletvekili Ahmet Ersin’in soru önergesine dayanarak, ìBaşbakanlık Özel Kalem Müdürlüğü harcamaları nereye gidiyor?” diye sormasının Sayın Başbakan’ı neden sinirlendirdiğini hiç düşündünüz mü?

Ahmet Ersin, bakın ne diyor:

“Aldığım çok ciddi duyumlara göre, Başbakanlık Örtülü Ödenek görüntüsü altında Anadolu’daki tarikat bağlantılı gazete, dergi ve radyolara kaynak aktarmaktadır... Telaşın sebebi, bunun ucunun görünmesidir...”

Her şey ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’nin alyapısı olan ìIlımlı İslam Modeli” için...

SIRRI YÜKSEL CEBECİ- TERCUMAN
KAYNAK:http://www.tercuman.com.tr/v1/yazaryazi.asp?id=13

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Atilla İlhan ile Başlayan Vural Savaş ve Hulki Cevizoğlu ile devam eden Dip Dalgası Hareketindeki Yazarlar ve Yazıları

Kategoriler

Arkadaşlarım

uygarradikal
Blogcu Yardım
kizilelma0671